12- Fırsatçılık ve Çıkarcılık

Kuran’ı yol gösterici olarak kabul eden bir insanın en belirgin özelliklerinden biri, son derece fedakar oluşudur. Çünkü böyle bir kişi tüm mülkün Allah’a ait olduğunu ve O’nun rızasını aramak için kendisine emanet olarak verildiğini, dolayısıyla Rabbimizin gösterdiği şekilde hayır yolunda harcaması (infak etmesi) gerektiğini bilir. Bu harcama, yani infak, İslam’ın en temel ibadetlerinden biridir.

Müminlerin, sahip oldukları malları ellerinden geldiği ölçüde infak etmeleri, yani Allah’ın Kuran’da saydığı kimselere “… fakirler, düşkünler, zekat işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlara” (Tevbe Suresi, 60) vermeleri gerekir. Allah’ın rızası için yapılacak olan bu ibadet, müminler için büyük zevk, neşe ve huzur kaynağıdır. Kuran’da farklı ayetlerde bu ibadetin önemi vurgulanır.

Bakara Suresi’nin 177. ayetinde asıl iyiliğin “mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) verenlerin tavrı” olduğu; İnsan Suresi’nin 8. ayetinde müminlerin “ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirdikleri” bildirilir. Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir” (Al-i İmran Suresi, 92) ayeti de, konunun önemini açıklamaktadır.

Müminlerin oluşturduğu bir toplumun da kuşkusuz en önemli özelliklerinden biri, Allah’ın rızasını kazanmanın önemli yollarından olan infak ve fedakarlığın uygulanmasıdır. Toplumun üyeleri, kendi şahsi menfaatlerini değil, mümin toplumunun genel menfaatlerini düşünür ve ona göre davranırlar. Kendi menfaatleri ile bir diğer müminin menfaati çatıştığında ise, Allah’ın rızasını kazanmak için, karşı tarafın menfaatine uygun davranırlar. Kuran’da, Medine’ye hicret eden müminler ile Medine’li müminler arasında yaşanan üstün ahlak örnekleri şöyle tarif edilir:

Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin “cimri ve bencil tutkularından” korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

Buna karşılık, adamlık dini tamamen şahsi menfaatlere dayalı bir toplum modeli kurar. Adamlık dininde yetişen bir insan, çocukluğundan itibaren çıkarcı ve bencil bir karaktere sahip olması yönünde teşvik edilir. Ailesinden, arkadaşlarından, toplumun genelinden gördüğü örnek insan modeli çıkarcı, fırsatçı, her ortamda kendi şahsi menfaatlerini gözetip koruyan insan modelidir. Bu telkinle zaman içinde “gemisini kurtaran kaptan” olmayı öğrenir.

Uyanıklık ve fırsatçılık, “adam” olması gereken bir kişide aranılan özelliklerdendir. Her ortam ve işte kendi çıkarına maksimum fayda sağlayabilmek, uyanıklık göstergesidir. Buna göre insan, içinde bulunduğu her ortamda kendi şahsi menfaatlerini düşünmeli, “en çok fayda” prensibi ile hareket etmelidir. Bireyler arasındaki ilişkiyi de yine en çok fayda prensibi şekillendirir. işyerinde patron çalışanlardan, çalışanlar patronlarından elden geldiğince yararlanmaya çalışırlar. Alışverişte müşteri satıcıdan, satıcı müşteriden, arkadaşlar birbirlerinden en çok oranda faydalanmaya çalışırlar.

Adamlık dininin yaşandığı toplumlarda sömürme olağan karşılanır ve toplumun genel ahlakı haline gelmiştir. Herkes kendi olanakları dahilinde kendinden bir kademe altta olanı sonuna kadar sömürebilme çabası içindedir. Toplumda bu tür fırsatları kaçırmak ise akılsızlık, avami deyimle “enayilik” olarak değerlendirilir. “Dünyaya bir kere gelinir” felsefesine dayalı bu zihniyet kişilerde Allah korkusunun bulunmamasından kaynaklanır. Bu çıkar yarışı, insana basit bir karakter kazandırır.

Tüm bunların yanında, adamlık dinine mensup bazı insanların da kimi zaman fedakarlık gösterdiklerine, fakirlere, ihtiyaç içinde olan kişiler yardım ettiklerine rastlamak mümkündür. Ancak burada önemli bir nokta vardır: Adamlık dininin söz konusu “fedakar” mensupları, yaptıkları harcamayı müminlerinki gibi Allah rızası için ve içlerinden gelerek değil, insanlara gösterişolsun diye yapmaktadırlar. Bir ayette, bu kişilerin durumu şöyle bildirilir:

Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösterişolsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağanak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez. (Bakara Suresi, 264)

Bu tür kimseleri, fakirlere ya da kimsesiz çocuklara yardım için oluşturulmuşkuruluşlara büyük miktarlarda bağışyaparken görebilirsiniz. Ama yaptıkları bu bağışlar mutlaka medyada yer alır, yüz binlerce kişi bu insanların “hayırseverliğine” şahit olur. Amaçları da zaten budur. Bu kişiler gerçekte son derece cimridirler ve diğer insanlara en ufak bir yardımda bile bulunmazlar. Yaptıkları gösterişli bağışlarla ise gerçekte bir ticaret yapmışolurlar. Verdikleri paraya karşılık toplumda iyi bir imaj satın almaktadırlar. Bu, hem kibirlerini okşar hem de daha karlı yatırımlar yapmaları için bir tür sermaye olur. Kuran’da, söz konusu kişilerin gerçekte cimri oldukları ve yaptıkları infakın da gösterişe yönelik olduğu şöyle haber verilir:

Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. Allah’ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır. Ve onlar, mallarını insanlara gösterişolsun diye infak ederler, Allah’a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaşolursa, artık ne kötü bir arkadaştır o. Allah’a ve ahiret gününe inanarak Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir. (Nisa Suresi, 37-39)

Diğer bir ayette de cimriliğin inkarcıların vasfı olduğu belirtilir:

Şimdi, o yüz çevireni gördün mü? Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu. (Necm Suresi, 33-34)

Kalem Suresi’nde adamlık dinindeki söz konusu cimri karaktere sahip olan bahçe sahiplerinden söz edilir. Ayetler şöyledir:

Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi. (Bu konuda) hiçbir istisna yapmıyorlardı. (Kalem Suresi, 17-18)

Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler: “Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın.” Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler: “Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın” (Kalem Suresi, 21-24)

Ayetlerde tarif edilen bahçe sahipleri, fakirlerle karşılaşmadan işlerine gitmeye çalışmaktadırlar. Çünkü fakirlere yardım etmek istememektedirler, ancak bir fakirle karşılaşmaları durumunda, ona para vermek zorunda kalacaklardır. Onları böyle davranmaya zorlayan şey, insanların kendileri hakkında olumsuz düşünecekleri yönündeki endişeleridir. Kısacası, son derece samimiyetsiz, riyakar ve basit bir karaktere sahiptirler. Bu, adamlık dininin klasik karakterlerinden biridir.

Müminin şahsiyeti ve asaleti ise yalnızca Allah’ın rızasını aramasından ve dünyada bir iyilik ve hayır yarışı içinde olmasından kaynaklanır. Allah’ı memnun etmek için insanların mal ve mülk edinme yolunda gösterdikleri uyanıklıklar değil, yaptıkları işlerde O’nun rızasını ne kadar gözettikleri önemlidir. Allah Katında makbul olan uyanıklık ise islam’ın, müminlerin menfaatlerini sürekli gözetme, müminlerin refah ve ferahını artırma, Allah’ın rızasının her zaman en çoğunu aramakta taviz vermeme, nefsinin, heva ve hevesinin kötü arzularına kapılmama, şeytanın ve nefsinin hile ve vesveselerine aldanmama, imanını ve aklını gitgide daha fazla arttırma, ahlakını daha fazla güzelleştirme yolunda gösterilen bir uyanıklıktır. Bu şekilde, Allah’ın rızasının en çoğunu arayan müminlerin de asil ve şahsiyetli karakterleri görünümlerine yansır. Kuran’da bu durum şöyle tarif edilmektedir:

Muhammed Allah’ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur: İncil’deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış(ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va’detmiştir. (Fetih Suresi, 29)

Adam Bağlama Psikolojisi

Adamlık dininde ayakta kalabilmek, hayatını sürdürebilmek için dışarı karşı kendini olduğundan daha farklı göstermek, ne kadar önemli ve gerekliyse, karşı tarafı kendi istediği şekle sokmak, onu kontrolü ve hakimiyeti altına almak, kendi istediği doğrultuda yönlendirmek de aynı derecede önemlidir. Buna kısaca “adam bağlamak” adı verilir. Adam bağlamanın kendine göre teknik ve taktikleri vardır ve adamlık dininde öne geçmenin yollarından biri de adam bağlama sanatındaki ustalıktan geçer. Adam bağlama, adamlık dininde o derece önemli bir konudur ki, özel olarak sırf bu konuda akıl veren pek çok kitap yazılmıştır.

Elbette adam bağlanırken kullanılan en büyük araç yine karşıdakinin adamlık dini özelliklerinden kaynaklanan zaaflarıdır. Kişinin adamlık dini ruhuna sahip olduğu ölçüde onun zaafları, dolayısıyla bağlanabilme kapasitesi artar.

Adamlık dini insanının kibir ve enaniyeti, gösterişve hava atma merakı, övülme, takdir edilme tutkusu, duygusallığı, kendini olduğundan farklı gösterebilme, yaranabilme çabası türünden zaafları, onun ustaca tekniklerle istenilen yönde kullanılabilmesini kolaylaştırır.

“Bağlanacak” adamın kişi için çıkar sağlayabilecek herhangi bir imkana sahip olması onu bağlamak için yeterli sebeptir. Bu, devlet dairesindeki bir memurdan evlenmek için “göze kestirilmiş” bir koca adayına kadar her çeşit insan olabilir. Her türlü sosyal alanda -iş, okul, ticaret, siyaset, sosyal yaşam, evlilik…- bağlandığı takdirde işini görmesine, çıkar elde etmesine, sosyal veya ekonomik konumunu güçlendirip geliştirmesine yardımcı olabilecek insanlar mevcuttur. Yeter ki kişiye, konuma ve şartlara göre gereken doğru bağlama yapılsın!

Bağlamanın dereceleri, bağlayanın ustalığı, tecrübesi, kabiliyeti, çabası ve kararlılığıyla doğru orantılıdır. Aynı şekilde bağlanacak adamın zekası, uyanıklığı, kompleksleri, beklentileri ve zaafları da onun bağlanabilmesini ve bağlanma derecesini etkileyen unsurlardır.