Adamlık Dininde “Liseli” Psikolojisi

Adamlık dini insanın yalnızca gündelik davranışlarını değil, tüm hayatını düzenleyen felsefeyi ve bakışaçısını da belirler: Kimler arkadaşolarak seçilir, insan ayırımı nasıl yapılır, insanın doğruları ve yanlışları neler olmalıdır gibi… Lise dönemi, insan yaşamında, adamlık dininin temellerinin atıldığı en kritik dönemlerden birisidir. Genç kitlelerde, adamlık dininin ön gördüğü kavramlar, psikolojiler, davranışbiçimleri, tepkiler ve ahlak anlayışı bu dönemde şekillenir.

Adamlık dininin en belirgin özelliklerinden biri olan makam ve mevki hırsı -ki Kuran’da bu “dünya hayatı… kendi aranızda bir övünmedir…” (Hadid Suresi, 20) ifadesiyle vurgulanır- ilk olarak lise döneminde güçlü bir biçimde ortaya çıkar. Bu dönemde öğrenciler arasında bir rekabet ortamı oluşur. Derste ve not almada rekabeti öğrenen kişi bunu ileriki hayatında karşısına çıkacak konularda da uygulamaya başlayacaktır. Rakip olunan konularda birbirini ezmek son derece normal karşılanır, ancak aynı kişilerle ortak menfaatler söz konusu olduğunda birbirini kollamak da aynı şekilde doğaldır. Örneğin okul dışındaki ortama karşı ortak bir birlik ruhu oluşur, fakat sınıflar arasında veya sınıftaki gruplar arasında amansız bir rekabet yaşanır.

Adamlık dininin, insanları menfaatlere göre sınıflandırma alışkanlığı da lise döneminde belirir. Liselerde en çok göze çarpan manzara, ortak menfaat gruplarıdır. Bunlar genelde aynı gelir seviyesine mensup aile çocuklarının veya aynı sosyo-kültürel çevrelerden gelen öğrencilerin veya çalışkan olanların ya da avami deyimle “fırlama” olanların biraraya gelmesiyle oluşan gruplardır. Sınıfın tamamıyla ancak diğer sınıflara veya hocalara karşı birleşmek gerektiği zaman biraraya gelinir.

Adamlık dininde makbul olan tavırlar, Kuran’da gösterilen güzel ahlak örnekleri (tevazu, dürüstlük, Allah’a teslimiyet gibi) değil, fırsatçılık, “bitirimlik”, kibir gibi psikolojik bozukluklardır. Bu çarpık mantık da ilk olarak lise döneminde gelişir. Liselerde, genelde popüler olan, takdir gören kişi, zenginliği, güzelliği ya da “fırlamalığı”yla popüler olur. Bu kişilerin yürüyüşleri, giyim tarzları, konuşma üslupları, el hareketleri bütün okulda moda olur ve taklit edilir. Her dönemde liselerin kendine has yürüyüş, gülüş, kıyafet stilleri vardır. Umursamaz bir hava, küstah ve etrafı önemsemeyen bir yüz ifadesi, tek omuzda çanta, sallanarak ağır ve umursuz bir yürüyüşklasik stildir. Yüksek sesle kahkaha atma ve küfürlü konuşma da bir karakter göstergesi sanılır ve kabul görür. Arkadaşgruplarında konuşulan konular da genelde bellidir. Kızlar beğendikleri çocuklardan, giyimden ve makyajdan bahsederken, erkekler de aralarındaki deyimle “kız muhabbeti” yaparlar. Bunun haricinde ise kıyafet, maç, hocalar ve dersler konuşulan diğer konuları oluşturur.

İnsanları karakter ve ahlaklarına göre değil, maddi zenginlikleri ile değerlendirme saplantısı, ilk örnekleri lise döneminde ortaya çıkan bir adamlık dini hastalığıdır. Liselerde zengin görünmek son derece önemlidir. Bunun için özel olarak çaba harcanır.

Genelde herkesin ünlü markalardan giyindiği bir gruba, vasat giyimli biri pek yanaşamaz. Ya da genelde yakışıklılıkları veya güzellikleriyle ünlü bir grubun içine çirkin biri katılamaz. Gruba katılabilmek için güzel ya da zengin olmak şarttır. Güzel ve zengin olanların genelde nazı çekilir, şımarık tavırlarına göz yumulur. Çünkü onlar grubun, dolayısıyla kendisinin prestij ve övünç kaynaklarıdır. Okula servisle gitmek bile bir yaşa kadar zenginlik belirtisi olarak kabul edilir. Zengin gözükebilmek için standart okul kıyafetine elden geldiğince eklemeler yapılır. Kızlar kaliteli, pahalı tokalar takarak zenginliklerini vurgulamaya çalışırlar. Kız-erkek hemen herkeste marka merakı vardır. Formanın üstüne giyilen marka kazaklar, çoraplar, kravatlara yapılan eklemeler zengin olduğunu ispat etme çabasından kaynaklanır. Bu nedenle o dönemde ailenin lisedeki çocuğunu en çok sevindireceği olay ona marka bir kıyafet satın almasıdır. Maddi durumu iyi olmayanlar da, zar zor para biriktirip satın aldıkları birkaç marka giysiyle kendilerini kabul ettirme yarışına girerler. Çünkü en önemli değer yargısı, para ve onun göstergeleridir. Etraftan takdir görmenin, “popüler” olmanın yolu, paradan geçmektedir.

Kötü ahlak özellikleri güzel görülmeye başlanırken, iyi özellikler de kötülenmeye başlanır. Tevazu, kalenderlik, dürüstlük gibi tavırlar itici gelmeye başlar. Çalışkanlığa da sadece okul içi ilişkide önem verilir. Okulda not alma, kopya çekme, ders çalıştırma gibi sebepler bazı çalışkan ama asosyal tiplerle arkadaşolma zarureti getirir. Arkadaşseçiminde kendisini en çok eğlendirecek kişiyi bulmak önemlidir. Birinci planda ahlaki yapısına bakılmaz. Öncelikle kendini eğlendirmesi, “espriler” yapması önemlidir. Bu yüzden arkadaşlıklar hep geçici olur, sağlam temellere dayanmaz. Gerçek karakterler oturmaya başladığı zaman herkes birbirinden kopmaya başlar. Çünkü yaşbüyüdükçe güldürmeden, eğlendirmeden ziyade daha güçlü menfaatler gerekli olmaya başlar.

Herkesin bir “en iyi arkadaşı” mutlaka vardır. Ona erkek veya kız arkadaşıyla arasında geçenleri anlatır, arkadaşının bu konu hakkında bildiği bilgilerin miktarı onunla samimiyet derecesini gösterir, onunla sırlarını paylaşır. Herkes hakkındaki düşüncelerini bir tek ona anlatır ve ondan da kendisine anlatmasını bekler. Bu bir sır dostluğudur. Hiç kimsenin bilmediği yönlerini birbirlerinin bilmesi her iki tarafa da değişik bir haz verir. Etrafı kıskandırıp bir şeyler biliyormuşhavası oluşturmak için samimi arkadaşlar birbirleriyle fısıldaşırlar, kalabalık ortamlarda göz göze gelip gülüşürler.

Arkadaşın güzel ahlaklı olması, mümin olması, imanı, dürüstlüğü akla bile gelmez. Çünkü bu tip konuların önemi, lise döneminde genel olarak kavranmaz. Dindar olanla alay edilir. Bu yüzden kimse kolay kolay inançları hakkında konuşmaz. Buna karşın, Müslümanlık harici dinler saygı ve ilgi görür.

Karşıt cinsler arasındaki ilişkiler, birbirinden istifade etmeye dayalıdır. Erkekler, samimi olma bahanesiyle sürekli, kızlara el şakaları yaparlar. Kendi arkadaşevreleri içinde en itibar kazandıracak kızla görülmek isterler. Kızlar için de sınıfın en zengini, en yakışıklısı ile “çıkmak”, arkadaşları içinde ayrı bir övünç kaynağı olacaktır. Kızlarla erkeklerin oluşturduğu grubun içinde eşdeğiştirmeler de olur. Birbirlerinden sıkıldıkları zaman ayrılıp diğerinin eski arkadaşıyla “çıkmaya” başlar. Ayrıldığının arkasından da çoğunlukla konuşur.

Herkes pazartesi sabahları okula gittiğinde anlatacak bir şeyleri olabilmesi için hafta sonunda gezmek zorundadır. Eğer o hafta sonu bir yere gitmemişse hafta başı onun ezikliğini hissetmemek için kafasında senaryolar üretir ve bunu gerçekmişgibi anlatır. Kızlar da, erkekler de genel üslup olarak “laf dokundurma” ve sivri dilli olmayı benimserler. Bu, diğer insanların kaba olmasına karşı bir nevi savunma tarzında kişiye yerleşir ve normal üslup halini alır. Okullarda genelde grup psikolojisi hakim olduğu için aslında çok sakin ve rahat bir ruh haline sahip olan kişi, okula gidince birdenbire içinde olduğu grubun ruh haline bürünür. Hiç yapmayacağı şeyleri yapmaya, hiç söylemeyeceği sözleri söylemeye başlar. Bir kişinin yaptığı hatalı ve çirkin bir tavır grup içinde hoşkarşılanır. Tek başına yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri toplu iken yapmayı göze alır. Arabasıyla sürat yapar, gerekirse grubunda takdir toplamak için hayatını bile tehlikeye atar. Öğretmenlerine kafa tutar, kızlara laf atar, böylece grup içinde ayakta kalmaya çalışır.

Adamlık dininin en önemli vasıflarından biri olan insanların rızasını arama da, yine lise yıllarında görülür. Öğrencilerde kendini ispat etme çabası yaygındır. Öğrenciler, sürekli olarak, hocalarına, arkadaşlarına, ailelerine, kendilerini beğendirmeye çalışırlar. Bunların hepsini ayrı ayrı hoşnut etmeleri gerektiği için çok çeşitli karakterlere bürünürler. Bu nedenle oldukça çarpık bir şahsiyet gelişir, adamlık dininin kişiye ve ortama göre karakter değiştirme özelliği bu dönemde kazanılır. Kişinin karakterini belirlemede kendi iradesi değil çevresinin ondan beklediği yapı geçerlidir. Herkes ve her yerden ayrı bir talep geldiği için; itidalsiz, istikrarsız bir ahlak geliştirir. Bu, kuşkusuz yalnızca Allah’a kulluk eden, yalnızca O’nun rızasını arayan, yalnızca O’nu hoşnut etmeye çalışan ve bu nedenle de son derece sağlam ve istikrarlı bir karaktere sahip olan mümin ahlakının tam zıttıdır. Kuran’da, müminler ile inkarcılar arasındaki bu fark şöyle ifade edilir:

Allah bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz olan, sahipleri de çok ortaklı olan bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuşbir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah’ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)

Öğrencilerin kendi aralarındaki farklı tiplemelere adamlık dininin çeşitli versiyonlarında rastlanılır. Bunları, yine öğrencilerin kendi aralarında taktıkları şu isimler altında genelleyebiliriz:

“Fırlama” Tip: Bunların en büyük özellikleri herşeye karşı umursuz ve cesur “takılmaları”dır. Her konuşma, olay ve ortamda aykırı olmalarıyla tanınırlar. Hocalara kafa tutar, sürekli herkesle alay eder, kendilerine aşırı güvenir, sürekli espri yaparlar. Bu tipler, aslında genelde duygusal ve ezik olurlar, bu ezikliklerini sivri ve uç hareketlerle kapatmaya çalışırlar. Dışarıya duygusallıklarını asla belli etmezler, kaba konuşmalar yapar ve duygusuz gibi görünmeye çalışırlar. Sınıfın kendilerinden beklediği tavrı göstermeleri gerektiği için asla korktuklarını ve üzüldüklerini belli etmezler. Genelde partilere, davetlere bu tipler mutlaka davet edilirler, çünkü bunlar herkesin gülmesini, eğlenmesini sağlayan “soytarı” karakterli tiplerdir.

“Bunalım” Tip: Sürekli sıkıntılı, hiçbir ortama uyum sağlayamayan, karamsar tiplerdir. Sürekli olarak herşeyden şikayet eden bir yapıları vardır. Hiçbir şeyi beğenmez ve herkese bir kusur bulurlar. İçlerine kapalı ve düşüncelerini açığa vurmayan bu tiplerin genelde arkadaşevreleri pek yoktur. Eğlendirici bir yönleri de olmadığı için bu tiplere rağbet olmaz.

“Ukala” Tip: Bunlar genelde aileleri zengin olan tiplerdir. Her yerde ve her durumda zenginlikleriyle ön plana çıkmak isterler. Kavgalarda, sınıf geçme durumlarında, konuşmalarda ailelerini öne sürerek işin içinden sıyrılma yolunu benimserler. Şahsiyetlerini ailelerinin servetinde arayan tiplerdir.

“İnek” Tip: Kendilerini çeşitli fiziksel eksikliklerinden ötürü arkadaşlarından aşağı görürler. Bu açıklarını kapatmak için özellikle bilgilerini göstererek ve derslerine ağırlık vererek sivrilmeye çalışırlar. Bazen özel konular üzerinde uzmanlaşarak dikkat çekmeye çalışırlar. Motosikletler, sinema, elektronik, bilgisayar, koleksiyonculuk, vs. gibi. Her ortamda bu konular hakkında konu açmak ve bilgilerini gösterebilmek için fırsat kollarlar.

Lise dönemi, burada birkaçını saydığımız insan tiplemelerinden oluşan ve adamlık dininin değer yargılarının zihinlere işlendiği bir dönemdir. Güldüren, zengin, beraberken gösterişyapılabilen kişi olmak gibi etkenler bu dönemin ana değer yargılarıdır. Genç insan, diğer insanları ahlaki özellikleri (örneğin dürüstlüğü, samimiyeti, fedakarlığı, içtenliği ve en önemlisi imanı) ile değil, kendisine sağlayabileceği çıkarlara göre değerlendirmeyi burada öğrenir. Yaşbüyüdükçe de lisedeki güldürme, eğlendirme, beraber gösterişyapma gibi çıkarlardan daha da güçlü çıkarlar devreye girmeye başlar.

Nedenini bilmedikleri kurallara körü körüne uyma alışkanlığı kazanan kişilerin, akıl ve vicdan mekanizmaları da geri plana itilir ve bu özelliklerin gelişebileceği en verimli dönemde bunlar körelmeye terk edilirler.