Sonuç

Kitap boyunca adamlık dininin içinde bulunduğumuz toplumda ortaya çıkmışolan bazı önemli yönlerini inceledik. Ancak şu bir gerçektir ki, adamlık dini, yalnızca içinde bulunduğumuz çağ ve topluma ait bir din değildir. Aksine, bu din, her çağda ve her coğrafyada, hak dinden sapmışolan toplumların ortak dini durumundadır. Yalnızca dinin şekillerinde birtakım değişiklikler bulunur. Zaman ve coğrafyaya göre toplumların adetleri, davranışkalıpları değişir, ama temel mantık aynıdır. Örneğin adamlık dininin en temel özelliklerinden biri olan gösterişyapma, değişik toplumlarda değişik şekillerde gerçekleşiyor olabilir ya da kibirin ve kendini beğenmişliğin dışa vurumu olan mimik ve jestler farklı tarzlarda yapılıyor olabilir. Ama sonuçta temel mantık aynıdır.

Bu mantık, baştan beri vurguladığımız gibi, adamlık dininin Allah’ı unutmuş, Hz. Şuayb’ın ifadesiyle, “(Allah’ı) arkalarında unutuluvermiş(önemsiz) bir şey edinmiş” (Hud Suresi, 92) olmasının bir sonucudur. Bu dinin mensupları, bu dünyaya Allah’a kulluk etmek için geldiklerini, tek kurtuluşun O’nun rızası olduğunu bilmezler. Oysa bizi yaratan, bize annelerimizin rahminde şekil ve suret veren, bizi dünyaya yerleştiren, bu dünyayı bizim için döşeyip-hazırlayan, bizi rızıklandıran, bizi yaşatan ve öldürecek olan Allah’tır. Bizim O’ndan başka hiçbir velimiz, Rabbimiz, sahibimiz, ilahımız yoktur. O’ndan geldik ve O’na gidiyoruz. Bu dünyada da fazla kalacak değiliz.
Madem varlığımızın asıl mahiyeti budur, o halde geçici bir süre üstünde kalacağımız dünyanın küçük menfaat hesaplarına girmek, dünyada birbirimize “hava atmak”, yok olmaya mahkum olan mal ve mülke hırsla bağlanmak, Allah’ın dini dışında kendimize başka yol göstericiler, başka amaçlar, başka “dava”lar seçmek, akıl karı değildir. Dünya, ahiretin tarlası olarak yaratılmıştır. Ahirette Allah’ın rahmetini ve cennetini kazanmamız, bu dünya üzerinde de huzurlu bir hayat sürmemiz, ancak Allah’ın yoluna tabi olmamız, “Allah’a sarılmamız” ile mümkün olabilir. Nitekim bize emredilen de budur:

… Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcı. (Hac Suresi, 78)

Tüm bu kitap boyunca incelediklerimiz, bizlere adamlık dininin ürettiği çarpık düşünce, bakışaçısı, adet ve tavırları göstermektedir. Adamlık dininin söz konusu özelliklerini Kuran’da tarif edilen hak dinle karşılaştırınca, ikisi arasında ne denli büyük bir fark olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu fark, iman ile küfür arasındaki farktır. Başka bir deyişle, Allah’ın dini ile şeytanın ürettiği batıl din arasındaki farktır. Bundan dolayı, adamlık dini ile İslam’ın herhangi bir benzerlik göstermesi, Müslümanların adamlık dininin herhangi bir kısmını benimsemesi söz konusu olamaz. Bu nedenle de mümin, adamlık dini toplumu içinde hemen ayırt edilir; toplumun üyeleri, onun kendilerinden olmadığını kısa sürede anlarlar. Ancak nasıl olup da kendi dinlerine bu kadar zıt bir karaktere sahip olduğunu anlayamazlar. Müminin mantığı, onların mantığına tamamen terstir. Zaten bu nedenle de, tarih boyunca adamlık dini mensupları, müminlerin nasıl bir mantığa sahip olduklarını kavrayamamışve onları “delilik”le suçlamışlardır.

Oysa, asıl kendilerinin içinde bulundukları sistemin hiçbir tutarlı, mantıklı dayanağı yoktur. Söyledikleri sözler çoğunlukla birbiriyle çelişir. İslam’a uymak gerektiğini söylerler, sonra da buna sınırlamalar getirirler. Dinin bazı hükümlerini “beğenir”, ama fazla “aşırı”ya kaçmamak gerektiğini söyleyerek bazı hükümlerin uygulanmamasından yana tavır alırlar. “Biz Müslümanız” derler, ama İslam’a göre yaşamak istemediklerini söylerler.

Bu mantık dışı, çelişkili sözlerden de anlayışacağı gibi, herhangi bir adamlık dini mensubunun dini konular hakkında yaptığı yorumlar, öne sürdüğü fikir ve düşünceler genellikle Kuran ayetleriyle taban tabana zıttır. Kuran’da bu tür insanlardan şöyle bahsedilmektedir:

İnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur. Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla “gururla salınıp-kasılarak” (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız. (Hac Suresi, 8-9)

Halbuki Kuran’daki gerçek dini anlayıp uygulamak için tam bir şuur açıklığına ve akla ihtiyaç vardır ki, bu özelliklere sahip olanlar ancak müminlerdir. Kafirlerin ve müşriklerin ise şuurları ve algıları kapalı, kavrayamayan kimseler olduklarını Allah birçok ayetinde belirtmiştir:

Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır. (Bakara Suresi, 7)

Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

… Gerçekten onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalplerini çevirmiştir. (Tevbe Suresi, 127)

Bundan dolayıdır ki, adamlık dini, akılsız ve şuursuz insanların dinidir. Halbuki aklı ve vicdanı, onu din ahlakını yaşamaya yöneltir ki, insanın gerçek şanı, şerefi ve ebedi mutluluğu bu dindedir.

İki din arasındaki seçim, insana aittir. Bir ayette konu şöyle açıklanır:

Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)